Skip to content

Her şeyin En İyisi

Bizim evde annem ne derse o olur. Ya seni ikna eder ya da kestirip atar ama her zaman kendi dediği olur. Mesela bayram alışverişine gidilirdi. Ben birkaç gün önce okulda arkadaşlarımdan duyduğum mağazalardan birine gitmenin hayalini kurarken annem elimden tutar, çeke çeke  “Çocuk Sarayı” mağazasına, Tuncay abinin yerine götürürdü. Tuncay abinin mağazasına gitmek hayatımda, aklım erdiği zamandan on dört yaşıma kadar olan evreyi oluşturuyor. İlk pantolonumdan, ilk abiyeme kadar her şeyi ondan, onun dükkânından aldım ben. Öyle beğendiğim bir şeyi aklıma estiği gibi de alamam, annemin onay vermesi lazım. “Zümrüt, şu neye yarar, ona para mı verilir?” dediği an bitmiştir, ürünün kalemi kırılmıştır.

Annemin meşhur da bir lafı vardır, “Her şeyin iyisi iyidir, yenisi iyidir.” Abimin antika araba sevdası vardır şayet öyle bir araba beğendi mi “Eller yeniye havas ediyor, siz anca eskiye.” deyip bütün hevesimizi kursağımızda bırakır. Annem için eski şey onun deyimi ile sürpüntü idi. Babamın plakları, abimin kitapları benim bebeklerime elbise yaptığım kumaş parçaları hepsi annemin gözünde evdeki fazlalıklardı. Abimin kitapları hariç diğerleri zaman içerisinde kayboldu gitti.

Yaşımız biraz büyüyünce annemin sevmediği daha çok eşyalarımız olmaya başladı. Mesela benim posterlerim. Hediye gelmiş tişörtlerim, oyuncak ayılarım, çerçeveler vs. Annem için bunların her biri kalabalıktı. Onları yok etme taktikleri vardı. Örneğin aldığım bir tişörtü beğenmediyse bir iki giyip hevesimi aldıktan sonra eski kıyafetlerin arasına koyar, oradan da yok ederdi. Anne tişörtüm nerede deyince “Senin öyle bi tişörtün mü var, görmedim ben.” deyip mesajı verirdi. Düne kadar var olan bir tişörtüm yok olup giderdi.

Annemin evi hep tertemizdi, eşyalarımız yeni olmasa bile o kadar temiz kullanırdı ki bu modası geçmiş şeylerin daha dün alındığını düşünürdü insan görünce. Sadece eşyasına değil bize de çok özen gösterirdi, o yüzden bize yakıştıramadığı kıyafeti, oyuncağı, herhangi bir şeyi kaşla göz arasında yok ederdi.

Beşinci sınıfa geldiğim zaman upuzun saçlarım vardı. Annem her sabah saçlarımı iki yandan belik örer, yıkayıp ütülediği önlüğümü giydirir, yakalarımın içinden bir tane yaka seçer, çantamı verir sırtıma okula yollardı. Yine böyle bir gün sonundan okuldan eve geldim. Öğretmenimiz tarihi buluşlar yapmış olan bir kişinin hayatını araştırıp okumamızı ve okuduklarımızı da özetleyerek dolma kalem ile yazmamızı istiyordu. Arkadaşlarımın bir kısmı okul çıkışında roller kalem aldılar ödevi yazmak için. Bende annemden para alıp roller kalem almayı düşünüyordum. Eve geldiğim zaman anneme kalem için paraya ihtiyacım olduğunu ve dolma kalem ile roller kalem arasında bir fark bulunmadığını söyledim. Annem gülerek içeri gitti. Ben heyecanla annem para getirecek sanırken elinde bir dolma kalem ve roller kalemle geldi. Her şeyin yenisine ilgi duyan bu kadının elinde eski bir dolma kalem vardı.  “Bak anneciğim bu benim dolma kalemim, bu kalemin yazdığı yazı ile roller kalemin yazdığı yazı aynı olmaz. Öğretmenin bu ikisi arasındaki farkı ilk bakışta anlar. İstersen yaz sen de anlasın ne demek istediğimi.” deyip kalemleri bana uzattı. İlk defa bir dolma kalemi bu kadar yakından görüyordum. Koniye benzeyen parlak ucun gövde ile birleştiği yerde ve kalemin iğnesinde Scrikss yazıyordu.

“Anne Scrikss ne demek?”

“Kalemin markası o, annem.”

“Sen her şeyin iyisi, yenisini seversin anne, bu eski kalemi niye atmadın şimdiye kadar?”

Annem gülerek başımı okşadı. “Bu kalem 1968 üretimi. 1970 yılında ben ilkokul beşinci sınıftaydım. Öğretmenimiz mezuniyet için bir merasim hazırladı. Herkese farklı mesleklerden kıyafetler yaptırdı. Ben de hemşire olmuştum, hemşire şapkam bile vardı. Doktor olan arkadaşım bir şeyler söyleyecek ben de not alacaktım. O zamanlar böyle güzel kalemler köy yerinde nerde bulunsun. Uçlarını zar zor jiletle sivrilttiğimiz tahta kurşun kalemlerimiz vardı. Ben onunla yazacaktım yazıyı. Öğretmenimiz olmaz, göze çirkin görünür dedi. Cebinden bu kalemi çıkarıp verdi. Ben de senin gibi hayran hayran baktım bu kaleme. Merasim sonrasında yanına gittim kalemini vermeye. Fatma bu kalem okulu pekiyi dereceyle bitirdiğin için senin olsun, benden sana hatıra kalsın, yazdıkça öğretmenini, arkadaşlarını ve hemşireliğini hatırla diyerek bana verdi. O gün bugündür saklıyorum. Eski olmasına eski ama kıymeti büyük anlayacağın kızım.”

“Anne bu dolma kalemi kim icat etmiştir onu bulsam ve onunla ilgili yazı yazsam öğretmenim kabul eder mi? Hem belki benim öğretmenim de onunla ilgili yazı yazdım diye bana dolma kalem hediye eder.”

“Neden kabul etmesin? Bence çok beğenir ödevini. Hem kim bilir sana da böyle bir eski kalem yadigâr kalabilir.”

Bizim evimizde, annemin elinde ilk defa eski model bir şey vardı Bu kalem evimizin en eskisiydi. Doğumundan o zamana kadar otuz üç yıl geçmişti, benim yaşımın neredeyse üç katı. Bu ihtiyarı aldım elime başladık dolma kalemin mucidi hakkında yazmaya. Annem sayesinde hem evimizin en eskisi ile tanıştım hem de dersin en yüksek notunu ben aldım. Her zaman dediğini yaptırır annem, her zaman da en iyisini yaptırır.

 

*Bu içerik Marka Elçimiz Zümrüt Elif tarafından kaleme alınmıştır.

Back To Top
Ara