Skip to content

An

 

Ben babamı hiç tanıyamadım. Babam da babasını hiç tanıyamamış. Kısık bir çift göz ve bir anı sadece hatırladığım babamla ilgili. Ben koltukta oturuyorum, o çalışma masasında. Dört yaşındayım, belki beş. Yine benim karaladığım, yırttığım ve karıştırdığım kağıtları düzeltiyor. İşi bittikten sonra kısık gözleriyle bana bakıp herkes kendi defterine yazsın artık Güneş’cim diyor, gülümsüyor. Ben de gülümsüyorum. Masasını her gün inatla dağıtıyorum. Bir gün kalemlerinin hepsini çekmecesinden çıkarıp kullanıyorum. Bir başka gün defterlerini çiziyorum. Babam da her gün düzeltiyor masasını. Annem odanın kapısını kilitle de Güneş karıştırmasın diyor. Babam kilitlemiyor kapıyı, her gün ısrarla karıştırıyorum odayı, ta ki 93 yazına kadar.

 

93 yılı, temmuz ayında, babam gitti. Bir daha gelmedi. Oysa altı yaşına girmeme sadece yirmi gün vardı. Babam gittiğinde odası öylece kaldı. Annem hiç dokunmadı odasına. Masası, kitapları, kalemleri nasıl bıraktıysa… Ben de hiç girmedim odaya. Altı yaşında büyüdüm. Birkaç yıl babam gelecek diye bekledim. Hiç gelmedi babam. Sonbahar geldi. Kış geldi. Yaz geldi tekrar. Ama babam hiç gelmedi. Bazı geceler odamın penceresinden onun penceresini izlerdim. Belki gece çalışmak için yine ışığını açar diye. O ışık hiç açılmadı.

 

Babam gittiği gün yıldızlar da gitti. Bir daha hiç göremedim onları. Gözlerimin güneş gibi parladığını söylerdi hep. Durgunlaştı gözlerim. Işığım kayboldu. Her gün parlayan yıldızımı aramak için yazdım. Önce kendi kalemlerimle. Ama bir gün açtım kilitli çalışma odasının kapısını. Çekmecedeki özenle yerleştirilmiş kalem kutularını, mürekkepleri ve defterleri çıkardım. Babam her şey için defter tutmuştu. Günlük, tarif, karalama defteri ve bir sürü başka şey. Kalın kahverengi bir defter buldum. Üzerinde hiçbir şey yazmıyordu. İçini açınca tarihlerle not aldığını gördüm. Sanırım bir günlüktü. Annem görse okumamı istemezdi. Babam ne düşünürdü bilmiyorum. Okudum.

 

“Bugün öğretmen oldum. İlk dersimi yaptım. Babam bugünü görseydi çok sevinirdi.” 1.4.1975

 

“Bugün evleniyoruz Ayşe ile. Huzuru ve mutluluğu buldum sonunda, canım babam keşke sen de olabilseydin.” 28.8.1984

 

“Bugün evimize güneş doğdu. Kızım oldu. Keşke görebilseydin baba. Öyle güzel parlıyor ki gözleri.” 20.8.1987

 

“Kızım ilk defa baba dedi. Ayşe içten içe çok kızıyor.” 15.7.1988

 

“Kızım yürüdü.” 12.9.1988

 

“Kızımla ilk tatilimiz, Fethiye. “ 22.9.1988

 

“Güneş tüm kalemlerimle oynuyor, çiziyor, karalıyor çalışma kağıtlarımı. Hiç sesimi çıkarmıyorum. Baba sen de hiçbir şey demezdin bana. Aynı senin gibi tutuyor kalemi. Keşke Güneş’i görebilseydin.” 3.4.1990

 

“Bugün ablamın sana babalar gününde almış olduğu kalemle yazıyorum. Ben seni hiç babalar gününde hatırlamıyorum baba. Hafızamı zorluyorum, düşünüyorum. Hiçbir anı yok. Siyah bir dolmakalem, ablam bir iki yıl önce verdi bana. Sen daha iyi saklarsın dedi. Siyah bir mürekkeple yazıyorum. Sana senin kaleminle yazıyorum artık…” 2.11.1992

 

Durdum. Defteri masaya koydum. Kapattım gözlerimi. Babamın sağa eğik yazısını, kâğıda kalemi dokunduruşunu hatırlıyordum. Dört yaşındaydım. Hatırlıyorum. Kafamdakini nasıl kaydedebilirdim bilmiyorum. Defalarca kez aynı anı düşündüm. Sağa eğik yazısına tekrar baktım. Hatırlıyordum, evet. Kar yağıyordu ve babam yazıyordu. Hemen sandalyesinin yanında oturuyordum. Sonra defteri tekrar açtım. Siyah kalemle yazıyorum diyordu babam. Hangisiydi acaba? Kalem kutularını tek tek açtım. Siyahları ayırdım. Halamı arayıp sordum, yıllar önce dedeme aldığı kalemin hangisi olduğunu. O da tüm detayları simsiyah olan bir kalemi tarif etti bana.

 

Siyah kalemi buldum. Siyah mürekkep çektim. Defterin kalan sayfasından devam ettim.

 

Babam, canım babam. Kısık gözlerinle beni izliyorsun biliyorum. Annem bana hep seni anlatıyor. Bugün ilk defa yıllar sonra çalışma masanı karıştırdım. Günlüğünü, dedemin kalemini buldum. Sana aynı kalemle yazıyorum babam. Yine siyah mürekkeple. Ben bugün senin üniversiteni kazandım baba, ben de Matematik öğretmeni olacağım. Seni hatırlamayı, seni tanımayı çok isterdim baba. Annemin anlattıklarıyla kalbimdesin sadece. Ben bugün ilk defa yazıyorum sana. Sen gittikten sonra ilk defa, dedemin kalemiyle, senin mürekkebinle.

 

Gün aydı kalbime canım babam.

 

Kızın Güneş

20 Ağustos 2005

 

  • Bu içerik Marka Elçimiz Pınar Özcanlı tarafından kaleme alınmış ve Beyza Albayrak tarafından çizilmiştir. 

 

 

 

Back To Top
Ara