Hayal-i Gerçek

Merhaba benim adım Lili.

 

Bu yazıyı okuyanların pek uzak olmadığı herhangi bir şehrin herhangi bir kasabasında çok ırak olmayan fakat yakında görünmeyen bir geçmişte doğdum ve büyüdüm. Aslında benim kasabamda doğanlara Lili adı verildiği hiç duyulmamıştır. Gelecekte de duyulacağını pek sanmıyorum. Aslında zaten Lili benim gerçek adım da değil.

 

Ailem ne fakir ne de zengin. Yoksulluk yaşamasam da varlık gördüğüm de söylenemez. Ailenin çocuklar için ayrılan bütçesinde ağabey ve kardeşimin gerisinde kaldığımsa rahatlıkla söylenebilir. Var olan varlığın içinde yokluğu yaşayan kız çocuğuyum ben. Ama yine de bunu hiç dert etmedim. Ya da dert etmem gerektiğini düşündürecek hiçbir ortam olmadı. Normal olan bu gibiydi. Tıpkı ağabey ve kardeşimin her zaman daha rahat, benimse doğru şeyleri hep yapma zorunluluğumun olması gibi.

 

Okulda benim derslerim daha iyi olsa da asıl üstüne düşülen kardeşimdi. Ağabeyimin okulla pek arası yoktu. Liseden atıldıktan sonra babamın yanında çalışmaya başladı. Lise bittikten sonra üniversite benim için hayaldi. Pekiyi olan notlarım kardeşimin 5 üzerinden 3’lerinden daha iyi değildi. Devletin verdiği karnelerin okulda ve bizim ailedeki değerlendirmeleri farklıydı.

 

Anneme ve babama hiç kızmadım bunun için. Hiç neden diye sormadım. Hiç sorgulamadım da. Çünkü normal olan buydu. Diğer başarılı kız arkadaşlarımın durumu da çok farklı değildi. Benim için olması gereken diye bir alternatif yoktu. Olanı biliyordum sadece. O zamanlar Lili’de yoktu.

 

Peki Lili ne zaman doğdu?

 

Lise son sınıftaki edebiyat öğretmenim Lili’nin ebeliğini yaptı ve minik Lili tavan yüksekliği 4 metreyi bulan ve pek steril olmayan bir lise sınıfında dünyaya gözlerini açtı. Bir Perşembe günü dördüncü dersteki edebiyat sınavında yazmam gereken hikayede gebe kaldım Lili’ye. Ve ertesi hafta aynı gün aynı derste edebiyat hocam doğurdu onu. Üstelik bir hediyeyle birlikte. Bir dolma kalemle.

 

Lili çok tatlı bir kızdı. Tıpkı benim gibi. Onun ruhani varlığının yeryüzündeki sembolü ise hikayemi çok beğenen öğretmenimin hediye olarak verdiği dolma kalemimdi. O dolma kalem kutsaldı ben ve Lili için.

 

Lili, cesur ve sorgulayıcıydı. Ben öyle değildim. Lili kutsal dolma kalemini şövalye edasıyla korkusuzca bir kılıç gibi kullanırdı. Ben elime almaya korkardım. Lili üniversiteye gitmeyi, dünyayı keşfetmeyi isterdi. Benim isteklerim anne babamın isteklerinin dışında değildi. Lili, edebiyat öğretmenimizle konuşmayı severdi. Ben de severdim bunu. Öğretmenimiz üniversite sınavına girmem gerektiğini söylerdi. Bunun için annem ve babamla da konuştu. Benim pek niyetim yoktu ama Lili çok hevesliydi. Bende annem ve babama rağmen onu kıramazdım. Girdim. Derece de aldım. Bunun karşılığında babam bana çok iyi bir damat adayı buldu. Nişanlandık.

 

Ama Lili yüzüğü parmağına takmadı. Eylülde düğün günü evde olması gerekirken ülkenin en büyük şehrindeki en iyi üniversitenin kayıt bürosundaydı. Kutsal dolma kalemiyle imzayı attıktan sonra dışarda edebiyat öğretmeniyle kahvesini yudumluyordu. Bense evlenmiştim. Dolma kalemimi babam birkaç hafta önce çöpe atmıştı. Herkesten gizlice çöpten geri aldığımı kimse bilmiyor.

 

Dolma kalemim benim tek çeyizimdi. Evliliğimde mutlu oldum diyemem ama mutsuzda değildim. Diğer derslerinde başarılı olan kız arkadaşlarım da zaten aynı benim gibiydi. Benim, olması gereken diye bir alternatifim yoktu. Ama bunu daha önce söylemiştim zaten. Söylemediğim şeylere gelecek olursak. Lili’nin kazandığı üç edebiyat ödülü var. Benimse iki erkek bir kız çocuğum. Ha bide geceleri çocuklarımı emzirmek için kalktığımda yazdığım ama kimsenin bilmediği üç hikayem var. Lili’nin hikayesini yazdım. Cesaretini, meydan okuyuşunu, kalemini bir kılıç gibi kullanışını. İşin garip tarafı, o da benim kaderime boyun eğişimi ve çaresizliğimi yazdı.

 

Ödül alan üç kitabını da para artırarak aldım. Gizli gizli okudum. Kocamın haberi bile olmadı. Üniversiteye gidemeyişimi, o hiç tanımadığım kocamla evlenişimi ve o dolma kalemi çöpten çıkartıp yazdığım hikayeleri romanlaştırmış.

 

Merhaba ben Lili,

 

Üç edebiyat ödülüm, annemin verdiği ve hala sakladığım bir dolma kalemim var. Annem beni steril olmayan bir lise sınıfında doğurdu. İki erkek kardeşimle eşit şartlarda büyüdüm. Birazdan dördüncü ödülümü almak için sahneye çıkacağım. Yanımda annem var. Herkesin karşı çıkmasına rağmen benim adımı veren kadın. Ve yine herkes karşı çıkmasına rağmen beni üniversiteye gönderen kadın. En büyük şansım, gurur duyduğum ve arada bir yine benim adımda olan hayali kahramanıyla konuşan kadın!

 

 

 

Bu içerik marka elçimiz Halil Numan tarafından kaleme alınmıştır.

 

 

 

 

 

Bunlarda İlginizi Çekebilir

İLETİŞİM

Yazmak Güzeldir, Scrikss’in 1963’ten beri edindiği ulusal ve küresel yazı gereçleri tecrübesine dayanarak oluşturduğu bir kalem ve yazı kültürü platformudur.

All Rights Reserved ®