Gitmek

Adam sigarasını söndürdü, gözlerini dikip kadına baktı. Kadın ağlamaklı gözüküyordu. Tam ikinci sigarayı yakmak üzereydi ki paketin bittiğini fark etti. Söverek ayağa kalktı. “Ayakta zor duruyorsun.” dedi kadın.

 

 

“Yıllardır bu evde zor duruyorum lan!” diye bağırdı adam.

 

“Git o zaman.”

 

Bunu duyan adam hışımla kadının üzerine yürüdü; yerdeki bira şişeleri etrafa düşerken kadının çenesini tek avcuna sığdırdı. Gözleri kan çanağı, kadının gözlerine dikmişti. “Nereye ha? Bu borç harçla nereye?”

 

‘Nefesi leş gibi’ diye düşündü kadın. Ama tek bir şey demedi. Bir zamanlar sevdiği adamın yüzüne baktı. Fakat o adam artık orada yoktu. “B-ben senin için elimden geleni yapıyorum” diyebildi. Adam öfkeyle güldü, elini yavaşça gevşetip kadını bıraktı. Tükürürcesine, “Yeterli olmuyor belli ki değil mi?” dedi.

 

Kadın bir an sustu. Bugüne kadar yaptığı fedakarlıklar geçti bir bir gözünün önünden. Ailesinin yıllarca süren baskısından kurtulmak adına seçtiği yol evlilikti. Bir zamanlar sevmişti de bu adamı. Başta biter gözüyle baktığı kavga, geçimsizlik günden güne artmıştı. O sustukça daha da şiddetlenmişti sanki. Artık daha fazla taşıyamayacağını biliyordu.

 

“Yıllardır sevmediğim bir işte senin için çırpınıyorum. Evlendiğimizden beri senin borçlarını ödüyoruz, hayallerimi bir kenara bıraktım, hayatımı bir kenara bıraktım,-

 

“Hayatını mı? Hayallerini mi? Kızım ne saçmalıyorsun sen? Senin benden önce bir hayatın mı vardı da hayallerin olsun? Burnunun ucunu kapıdan çıkarmana izin vermezdi ana-baban. Ben verdim sana bunca imkanı, ben! Çalışıyorsun da neye? Evine çalışıyorsun. Benim borcum bana biniyor.”

 

 “Aynı çatıda olduğumuz sürece ikimize de biniyor.” Dedi kadın usulca. Yorgun gözaltlarından bir damla yaş süzüldü. “Ehh, yeter be! Bıktım zırıltından bir işe yaradığın yok. Naparsan yap, yüzünü görmek istemiyorum!” dedi adam ve sarhoş nefesi ile birlikte ceketini alıp sokağa çıktı.

Oda bir anda büyümeye başladı kadının gözünde. Her şey büyüdü büyüdü dönmeye başladı sanki etrafında. Midesi bulanıyordu. “Dayanamıyorum artık.” Diye fısıldadı kendi kendine. “Dayanamıyorum.” O an aklına geldi; mavi önlüğü, yandan iki örgüsü, kokulu silgileri, öğretmenin aferin dercesine ilk saçını okşayışı, ilkokulda kazandığı şiir yarışması, ona verilen kalem ödülü, babasının karşı çıkmasına rağmen annesinin kızım okuyacak feryatları. Gitmek istediği şehirler, tanımak istediği insanlar, yazmak istediği kitaplar. İşte o an fark etti bir şeyi. Ve bununla beraber odanın da dönmesi durdu; eşyalar, zihni ile beraber yerli yerine oturdu sanki.

 

“Buna katlanmak zorunda değilim.” Diye fısıldadı kendi kendine. Yıllardır annesinin çektiği çile; iyi kötü ona verdiği emek, babası gibi bir adamın ellerinde annesi gibi bir kadın olmak için miydi? Değildi. Olmamalıydı. Yola çıkmalıydı. “Nereye bilmiyorum ama buradan uzağa” dedi kendi kendine. Apar topar aldı eline çantasını. Son kalan nakit parasını, birkaç parça kıyafeti alelacele içine tıktı. Elindeki son iki hazineyi de koydu usulca: Oruç Aruoba’dan Yürüme ve ilk ödül olan o Scrikss marka kalemi. Saate baktı. Geç bir vakitti. Ama saat miydi geç olan yoksa geç kalınmışlık mı bilemiyordu. Zihninde hala net olmayan şeyler vardı çünkü. Yolda öğrenecekti hepsini. Ama emin olduğu şey şuydu ki: Dönmeyecekti.

 

“Bu kadar mı?” diye sordu  genç adam kahvesini yudumlarken.

 

“Beğenmedin mi?” dedi kadın gülerek.

 

“Aksine, fevkalade bir zevk bırakıyor okuyucu da, devamını okumak için sabırsızlanıyorum” dedi genç adam.

 

Kadın gözlüğünü çıkardı. Gülümsemesi gitmişti ama kendinden emin bir bakışa bırakmıştı yerini. “Yaptığım işlere güveniyor musun?” dedi. Genç adam şaşırmıştı, “Elbette, sen her zaman okuyucuyu uyandıran onlara farklı hayatları gösteren işler yaptın. Bu sefer çekincen nedir?”

 

Kadın kalemine baktı. Bu kalem, dedi, bir ödüldü, şimdi ise bir silah. Karanlığa doğrulttuğum bir silah. O karanlıkta yaktığım meşale. Tıpkı benim gibi olanlara. En azından bir zaman için.

 

“Anlamıyorum” dedi genç adam.

 

“Hikayeyi öğrenmeyi istiyor musun?” diye sordu kadın. Genç adam evet dercesine başını salladı.

 

Kadın, elinde tuttuğu kâğıda hızlıca bir şeyler karaladı, uzattı adama.

 

Adam kâğıda baktı: “Devamı şimdi şu anda” yazıyordu. Bir an için şaşkınlığını gizleyemedi; önce kadına baktı, sonra okuduğu romana, en son ise kadının elindeki kaleme. Hızlı elinden çekti kalemi kendine çevirdi, Scrikss yazıyordu. Gözlerini açarak kadına “Yazıdaki kadın…?”

 

Kadın tekrar gülümsüyordu “Evet. Başardım.”

 

 

 

Bu içerik marka elçimiz Cemre İrem Ünlü tarafından kaleme alınmıştır.

 

 

 

 

 

Bunlarda İlginizi Çekebilir

İLETİŞİM

Yazmak Güzeldir, Scrikss’in 1963’ten beri edindiği ulusal ve küresel yazı gereçleri tecrübesine dayanarak oluşturduğu bir kalem ve yazı kültürü platformudur.

All Rights Reserved ®