Ada'nın Hikayesi

Yağışlı bir sabaha uyanmıştı Ada. Yine bir yolculuk onu bekliyordu.  İşe ilk başladığı zamanlarda seyahat etme fikri ona çok çekici gelse de her hafta birden fazla olan seyahatler son zamanlarda onu özgürlüğünden koparılmış hissettiriyordu. Bu haftayı Roma’da geçirmesi gerekmişti ve bu onu mutlu hissettirmiyordu. Havalimanında bir camın köşesinde güneşin doğuşunu izlemeye koyuldu. Yoğun bir güne başladığını düşündü, güneşin göz kırparak doğuşunu izlerken. O sırada kaşısın da bulunan boş koltuğa bir genç kadın oturdu. Düşünceli zbüyüleyici değil mi?’ diye sordu. Genç kadın ilk an da fark etmedi kendisine yönelen bir soru olduğunu. ‘Bana mı seslendiniz’ diye sordu. ‘Evet. Günaydın, güneş güzel görünüyor değil mi?’ diye yineledi genç kadın. Ada genç kadına bir süre boş boş baktı ve sonrasında cevap vermesinin nezaketen uygun olduğuna karar verdi. ‘Günaydın. Evet, güneşin batışı kadar doğuşu da etkileyici geliyor insana’ diyerek karşılık verdi. Genç kadın birden Ada’nın yan koltuğuna geçivermişti. ‘Bu arada ben Ela’ diyerek elini uzattı. Ada pek insanlarla konuşmaktan hoşlanmazdı. Özellikle sabahın erken saatlerinde yolculuk etmesi gerektiği günlerde insanlara karşı nazik olmaya çalışsa bile yüzüne bir türlü bir gülümseme yerleştiremezdi. İstemeyerek olsa bile genç kadını yanıtsız bırakmadı; ‘Bende Ada’ diyerek kadının elini sıktı. Genç kadın susmaya pek niyetli değildi. ‘Yolculuk nereye, ben İstanbul’a dönüyorum. Buraya dönemsel projelere özel tasarımlar yapmak için geliyorum’ diye sohbet etmeye çalışıyordu. Ada istemeyerek de olsa cevaplaması gerektiğini düşündü ne demeliydi? Her hafta seyahat etmek zorunda olduğu bir işi olduğu için bu artık sıkıldığını mı anlatmalıydı? ‘Ben de İstanbul’a gidiyorum’ demeyi ve sohbeti bitirmeyi planlıyordu. Genç kadının soruları bitecek gibi değildi. Güzel sanatlar mezunu olduğunu, birçok firma için dışardan tasarım desteği verdiğini anlatıyordu. Dönemsel projeler oldukça seyahat etmesi gerektiğini anlatırken gözleri parlıyordu. Ada o an bu genç kadına karşı başta hissettiklerinin dışında bir şeyler hissetti. İlgisini çeken bir konuşmaya doğru gidiyordu bu tek taraflı sohbet ama dinlemek hoşuna gitmeye başlamıştı. Kendini anlatmaya ara veren Ela, Ada’ya dönerek ‘ya sen ne yapıyorsun? Seyahat etmeni gerektiren bir işin olması çok keyifli değil mi? ‘Diye sordu. Ada yine sessizliğini sürdürüyordu ki uçağa binme zamanları geldiğinin anonsunu duydular.Ada bir an için rahatlamıştı. Cevap vermesi gereken sorulardan uzakta bir koltukta yolculuğuna devam edecek ve iş seyahatleri ile hayalleri arasını sıkışmışlığının hüznünü tek başına yaşayabilecekti. ‘İyi yolculuklar’ diyerek hızlıca genç kadının yanından uzaklaştı. Ela, Ada’nın arkasından sesleniyordu; ‘Koltuk numaran kaç’. Ada o anda bu kadının neden bu kadar ısrarcı olduğuna anlam veremeden yola devam etti. Uçağa binmişlerdi. Yolcular yerlerine yerleşirken Ada sonunda kurtuldum diye düşündü. Yerine yerleşti, uçuşa hazırdı ve uçağın kalkmasını bekliyordu. Yanında ki iki koltuk boştu, buraya yayılabilirim diye geçirdi aklından. Bu sabahın en iyi haberi buydu onun için. Tam koltuğa nasıl yayılacağını düşünürken bir ses duydu. ‘İyi yolculuklar. Ben biraz çizim yapacağım ama sohbet etmek istersen buradayım’ diyen bir ses yanına oturmuştu. Ada yine sessizliğine dönerek camdan bakmaya başladı. Bu kadın nasıl bu kadar neşeli olabiliyordu. Saat sabahın altısıydı. Bu kadın neşeli, huzurlu ve güzel görünüyordu. Ada sessizliğini bozma zamanı geldiğini fark etmişti sormadan duramayacaktı. Kadının yol boyu susmama ihtimalini bile göze alarak ona doğru döndü; ‘Nasıl oluyor da sabahın altısında iş seyahatinden bu kadar mutlu dönebiliyorsun. Benim konuşmak için enerjimin kalmamasını bırak şu an uçakta olmak bile benim için dünyanın sonu gibi’ diyerek şaşkınlık dolu gözlerle Ela’ya baktı. Ela elindeki kalemleri ve eskizlerini yanda ki boş koltuğa bırakıp Ada’ya döndü. ‘Seyahat etmek hayatta en keyif aldığım şeylerden biri. Seyahat ederken hem hayallerimin peşinden gidiyorum hem de hayallerimi gerçekleştirecek işler yapıyorum’ diye yanıtladı. ‘Sen neden bu durumdan keyif almıyorsun’ diye soruyla devam etti. Ada sorunun cevabını bilmediğini söylemeye çalıştı. Ela çok zekice sorular soruyor ve Ada’yı adeta düşüncelerinin arasında köşeye sıkıştırıyordu. Ada’nın şaşkınlığı karşısında onu rahatlatması gerektiğini düşündü. ‘Çocukken ne olmak isterdin’ diye sordu. Yazar dedi Ada. ‘Yazmak dünyanın en güzel işi bence. Yazarsan özgürleşirsin. Düşüncelerinle, deneyimlerinle insanların hayalleri için onlara cesaret verirsin. Birilerine bir şeylerin anlamını yazarak öğretmek kadar güzel ne var hayatta’.  Ada bugüne kadar hiçbir şey yazmaya cesareti olmadığını anlattı. 11 yıldır aynı işi yapıyordu. İşe başladığı zamanlarda özgürlüğün seyahat etmek olduğunu düşünüyordu ancak gün geçtikçe bunun doğru olmadığını ve artık kapana kısılmış bir fare gibi hissettiğini fark ettiğini anlattı. Genç kadın onu hayretle izliyordu. Kendisinden örnekler veriyor, çocukluktan beri çizim yapmayı sevdiğini çocukken boya kalemlerini çantasından çıkarmadığını büyüdükçe onlardan vazgeçmek yerine onları daha da yakınında nasıl tutacağını aramaya başladığını anlattı. İş seyahatlerini yeni yerlerde gördüklerini kendi hayal gücüyle birleştirip çizmenin onu nasıl özgürleştirdiğini tarif etmeye çalıştı. Ada’nın Ela’yı dinlerken gözleri doldu. Anlattıklarında haklıydı. Çocukken kurduğumuz hayallerin peşinden giderken gerçek benliğimizi bulacağımızın farkındaydı. İş hayatının içinde kadın olarak var olma çabasını başarıları ile zirveye taşımanın hazzı onu artık mutlu etmiyordu. Başarı insanı bir süre mutlu edebilir ama hayaller ömür boyu diye düşündü. ‘İnsan gerçekleştiremeyeceği hayalleri kurmaz bunu unutma’ diye ekledi Ela. Uçağın inmesine sadece dakikalar kalmıştı. Ela çantasına uzandı. Babasının hediyesi olan en sevdiği kalemi ‘Oscar’ını çıkardı. Ada’ya gülümsedi ve kalemi ona uzattı. Ada ona gülümseyerek bakıyordu. ‘Bu benim en kıymetli hediyem’ dedi Ela. ‘Babam bana bir kadının kelimelerde özgürleştiğini söylerdi. Al bunu. Uçaktan indikten sonra bir hikâye yazmaya başla. Belki sonra bir şiir yazarsın, sonra bir mektup, sonra bir öykü derken bir gün bakmışsın en özgür olduğun yerdesin.’ Ada hediyeyi almamak için uzun süre direndi. Ela için önemini anlamını fark etmişti. ‘Lütfen al’ diye yineledi. ‘Bir gün dünya daha güzel bir yer olacaksa, bu kadınların özgürlüğünü kendi elinde tutan ve hayallerini gerçekleştirmekten korkmayan kadınlar sayesinde olacak buna inan’ dedi.

 

Güneşli bir Pazar sabahıydı. Takvim 8 Mart’ı gösteriyordu. Saat sabahın altısıydı. Masanın üzerinde duran Oscar’a pencereden hafif bir güneş vuruyordu. Ada sabah kahvesini aldı. Sabah topuzunu yaptı. Kalemini eline alıp pencerenin önüne geçti. Bir yıl önce bugün uçakta karşılaştığı genç bir kadın hayatını tamamen değiştirmişti. Birkaç saat pencerenin önündeki kanepede son bir yılı düşündüğü sırada kapı çaldı. Kapının arkasından gelen ‘uykucu hadi hala uyuyor musun sıcak simit getirdim sana’ diye neşeyle sesleniyordu. Ada kapıyı açtı, Ela’ya sıkıca sarıldı. Özgürlüğünü ona geçen yıl bugün hediye eden arkadaşı bir iş seyahati sonrası kahvaltı için kapıdaydı. Geçen bir yıl içinde Ada, Ela’nın ona hediye ettiği kalemle kendi hikayesini yazmaya başlamıştı. Artık her seyahatte yaşadıklarını yazıyor ve bir yazar olmak için sıkı bir çalışma yapıyordu. Başlamak için gerekli motivasyonu ona hiç tanımadığı bir kadın vermiş ve hayatına dokunarak ona sahip olmak istedikleri için sadece vazgeçmeden çabalaması gerektiğini göstermişti. Yıl içinde görüşemeseler bile her yıl ‘Kadınlar Günü’nü beraber geçireceklerine söz vermişlerdi. Bir kadının en güzel hediyesinin dilediği hayatı, dilediği şartlarda yaşamak olduğunu hatırlamak gerekti. ‘Hoş geldin Ela, Kadınlar Günümüz Kutlu Olsun’ dedi Ada.

 

 

 

 

 

 

 

Bu içerik marka elçimiz Gizem Erenay tarafından kaleme alınmıştır.

 

 

 

 

 

Bunlarda İlginizi Çekebilir

İLETİŞİM

Yazmak Güzeldir, Scrikss’in 1963’ten beri edindiği ulusal ve küresel yazı gereçleri tecrübesine dayanarak oluşturduğu bir kalem ve yazı kültürü platformudur.

All Rights Reserved ®